1 Ocak 2015 Perşembe

HOŞGELDİN 2015


Çok güzel, çok sevdiğim ve hatta özleyeceğim çok özel bir yıl oldu 2014 benim için. Milan’ın İLK’leriyle dolu, “aile” olmanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmeye başladığım bir yıl…

Anladım ki, bu hayattaki en önemli şey senin kurduğun, emek verdiğin, sevginle sardığın ve en zor zamanlarında sığındığın ailenmiş.  İçine doğduğun insanları seçemiyorsun ve kabul etmeyi başarınca büyüyorsun kayıplar yaşadığında…

Daha yolun çok başındayım diyorsun, birlikte büyüyorsun her şeyden çok sevdiğin çocuğunla ve eşinle birlikte. Hatalar yapıyorsun, öğreniyorsun, deniyorsun senin için doğru olduğunu düşündüğün yolu bulana kadar. Kimi zaman etrafındaki sesleri kısman gerekiyor bunu yaparken, çünkü çoğu zaman içindeki ses söylüyor sana neyin seni gerçekten mutlu edeceğini…

Anne olmayı, eş olmayı ve en çokta kendin olmayı istiyorsun. Bazen bunu başarıyorsun, bazen de hepsini birbirine karıştırıyorsun. Sonra hatırlıyorsun, yalnız değilsin, yeni “anne dostlar” kazanıyorsun, eski dostlar çok kıymetli ama yine de en çok o anne dostların sözünde, yüzünde teselli buluyorsun. Bazen sadece onların seni anlayabildiğini düşünüyorsun. Onlarla kurduğun bağ “anne olmakla” ilgili çünkü. Herkesin unuttuğu, belki de bir daha hiç sormayacağı “doğum sancılarını” bile yine onlarla bir araya gelince hatırlıyorsun, gözyaşlarını paylaşıyorsun, yeniden yürek dolusu gülebilmek için birlikte… Onlar iyi ki varlar, iyi ki benim anne dostlarım oldular…

12 Kasım 2014 Çarşamba

Çocuğumuzla İletişimde Söylemememiz Gereken Cümleler 1: “Ama Bak Ağlarım Sonra”

Bir çocuğun sağlıklı ruhsal gelişimi için onunla kurulan iletişim çok önemli. Anne-baba ve çocuk arasındaki iletişim doğumdan önceki yaşam evresinde hamilelik döneminde başlar. Yeni doğan bir bebek anne ve babasının sesini tanır ve bu tanıdık, güven veren sese doğru yönelir. Bir ebeveyn içgüdüsel olarak bebeğiyle konuşurken yüksek sesle ve ona dokunarak, tane tane konuşur. Yüzünü, bebeğin kendisini algılayabileceği mesafede onun yüzüne yakın tutar (face-to-face situation) ve onunla evrensel olan melodik bir bebek dilinde (baby talk) iletişim kurar. Intuitive parenting (içgüdüsel ebeveynlik) denilen hassas bir yaklaşımla anne-baba, bebeğini tutarken, onunla konuşurken, bakımını yaparken kısacası onu severken, onun neye ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışarak davranır.

Birçok anne ve babada gözlenen ve bilimsel literatürde intuitive parenting denilen bu yaklaşım zamanla çocuk büyüdükçe ve onunla kurulan iletişimin niteliği değiştikçe körelmeye başlar. Aslında içgüdüsel olarak neyin doğru olduğunu biliyor olmamıza rağmen kimi zaman kendi çocukluk yaşantılarımızın etkisiyle, kimi zaman da toplum içinde sıkça duyduğumuz için bize normalmiş gibi gelen bazı “psikolojik açıdan hatalı cümleler” kurabiliriz çocuğumuzla konuşurken.

Bunlar arasında en sık duyduğum “Ama bak ağlarım, üzülürüm sonra” cümlesi. Örneğin çocuk artık yemeğini bitirsin diye ya da sizinle oynamaya devam etsin diye ya da size öpücük versin diye kullanılan bu “ama bak ağlarım sonra” cümlesi zararsız gibi gözükse de aslında çocuğumuza söylemememiz ve de söylenmesine izin vermememiz gereken bir cümledir. Ya da çocuğumuz ağlamasın diye birilerinin ona “Ama bak ağlama, annen üzülür sonra” demesi gibi.

Hangi durumda olursa olsun bu gibi cümlelerin her söylediğinde çocuğa verdiği mesaj aynıdır: Yaptığın ya da yapmadığın bir şeyden ötürü başkasını üzdüğün için kendini suçlu hisset ve bu suçluluk duygusuyla şimdi senden istenileni yap. Sen küçük bir çocuk olsan da senden büyük insanlar üzülmesin diye onların hissedebilecekleri olumsuz duyguların sorumluluğunu üstlen ve durumu düzelt. Bir nevi yetişkin ve çocuk arasındaki roller değişiyor sanki.

8 Kasım 2014 Cumartesi

Bebeğinizle Birlikte Aynı Odada Uyuyabilirsiniz!

Bebeğinizle birlikte aynı odada uyuduğunuz için, başka bir yazıda (http://www.hurriyetaile.com/yazarlar/goksu-telmac/cocugunuza-askim-demeyin_4961.html) belirtildiği gibi kimsenin ruh sağlığı tehlikeye girmez. Hatta bu sayede ABÖS, yani Ani Bebek Ölümü Sendromu'nu da önlemiş olursunuz. 

Bu alanda Almanya'da ve Amerika'da yapılan tüm bilimsel çalışma sonuçları göstermiştir ki, bebekler ilk bir yılda anne ve babasıyla aynı odada uyumalıdırlar. Mümkünse kendi kayrolarında ve mutlaka sırtüstü. Solunum sistemi daha yeni gelişmekte olan yenidoğan bir bebek için ailesinin düzenli işleyen solunum hareketleri, bebeğin nefes alıp vermesini de olumlu etkiler. Ayrıca yakınlık, yalnız olmadığını hissetmek, büyümekte olan bir çocuğa güven verir... Bu bağlamda doğumdan sonra mümkün olan en kısa sürede bebek ayrı odada yatırılmalıdır önerilerinin bilimsel sonuçlarla hiç bir alakası yoktur. 

Aile yatağı uygulaması Almanya'da ilk 2-3 yıl çok yaygın olan bir uygulamadır. Ve bu yüzden daha hiç bir bilimsel yayında çocukların ruhsal sağlığı olumsuz etkilenmiştir tespitine rastlanmamıştır ya da cinsel rol karmaşası yaşadıklarına...


Anne-babanın sigara içmesi, bebeğin karın üstü uykuya yatırılması ve aşırı sıcak uyku ortamı, ABÖS ile ilgili en büyük risk faktöreleri iken; bebeğin ayrı odada yalnız bırakılmaması ve de sırtüstü uyuma pozisyonu önleyici nedenlerdir.

Çocuğunuza “Aşkım” Deyin, Demeye Devam Edin!

Psikoloji bir bilim dalıdır ve bu bilim dalını okuyup, meslek edinmiş her psikolog, uzman görüşünü bildirirken hangi bilimsel araştırma sonuçlarına dayandığını belirtmelidir ki, okuyucu bunun şahsi bir görüş olmadığı ayrımına varabilirsin.

Çocuğunuza “aşkım” demeyin yazısındaki (http://www.hurriyetaile.com/yazarlar/goksu-telmac/cocugunuza-askim-demeyin_4961.html) önerileri destekleyen hiçbir bilimsel yayın benim bilgim dahilinde değildir. Varsa da paylaşılmalıdır; çünkü ebeveyn ve çocuk arasındaki iletişim bir çocuğun gelişimi için çok önemlidir. Bu yüzden bu konuda yazılan her yazı kritik bir biçimde değerlendirilmelidir.

Hiç şüphesiz, sözcüklere yüklenen anlamla yaşanır o sözcükler. Zaten çocukta ana dilini böyle öğrenir. Kontext içinde ve sesimizin tonuyla, vücudumuzun diliyle ve de durum içinde kullandığımız yere göre her bir sözcüğün taşıdığı anlam çocuğun zihninde kodlanır. Çocuğunuza "aşkım, sevgilim" derken onun sizin için ne kadar değerli olduğunu ve onu tüm kalbinizle sevdiğinizi hissettirerek söylüyorsanız, çocuk da bu anlamlarla yaşar bu sözcükleri.

Uzman yazılarını takip eden birçok bilinçli ve duyarlı ebeveynin dediği gibi çocukların algıları çok güçlüdür ve aşkım kelimesi hem eş'e hem de çocuğa söylendiğinde çocuğun kafası karışmaz ya da kendisini eski sevgilinin yerine konuluyormuş gibi hissetmez, hem de tek bir sözcük yüzünden. İlaveten, dünyanın her yerinde aşkım, sevgilim sözcükleriyle büyüyen milyonlarca ruh sağlığı yerinde çocuk vardır.

10 Ekim 2014 Cuma

Çocuğunuzun Bağlandığı Oyuncağını Elinden Almayın! Neden Mi?...

Foto Kaynak: www.geschenk.com
H. Anne soruyor:

…Benim kızım 33 aylık şu anda ve neredeyse 6-7 aydır belli başlı oyuncak bebekleri ile kaynaşmış durumda. Bir müddet oynadıktan sonra iki eline de iki bebek alıp ona bağlanıyor ve yemekte, tuvalette, gezmede vs. hiç bırakmak istemiyor. Bazen bu iki oyuncak bebeğin yerini farklı bebekler de alabiliyor. Biz de küçükken bazı nesnelere bağlanmışız bu yüzden olay normal geliyor ama bizim için durum sıkıcı olmaya başladı.
Takipteyim sizi… Cevap bekliyorum :) Teşekkürler.

Anne Burda cevaplıyor:

Sevgili H. Anne,

Sorunuzun cevabını aslında siz kendiniz vermişsiniz. Siz de küçükken bazı nesnelere bağlanmışsınız ve bu yüzden bu durum size normal geliyor; yani kızınız, iki elinde bebekle gezdiği için ortada psikolojik bir sorun yok. Dolayısıyla aslında kızınıza dair çözülmesi gereken bir sorun da yok. Bir başka deyişle, 33 aylık bebeğinizle ilgili her şey yolunda. 

Peki, o zaman sorun nerede ve ortada bir sorun varsa bu kimin için bir sorun? Sorun kızınızın bağlandığı bebeklerle dolaşmasını sizin sıkıcı bulmanızda. Yani siz bu durumu sıkıcı bulmasanız, çocuğunuzun bu alışkanlığını da değiştirmek istemeyeceksiniz. Kimi zaman çocuklarımızın oyun alışkanlıklarını, dışarıda ya da evdeki davranışlarını beğenmeye biliriz ve aynı davranış tekrar ettikçe bu durum artık bizim için sıkıcı olmaya başlayabilir. Bunu her an anne-baba yaşayabilir, yaşamalı da zaten. Çünkü çocuğumuzun yaptığı ya da tercih ettiği her şeyden memnun kalamayız. Çünkü çocuğumuz bizden ayrı bir birey. Kendi oluşmakta olan bir kişiliği ve tercihleri var. Bu onun güçlü ve öz güveni yüksek bir birey olarak büyümesi için saygı duymamız ve desteklememiz gereken bir durum.