27 Mart 2015 Cuma

Yeni Dünyasına Alışmaya Çalışan Bebek

Her bebeğin, doğmadan önce yaşadığı bambaşka bir dünyası vardır. Sınırları belli olan, karanlık, sıcak ve kendini güvende hissettiği ona ait bir yer. İhtiyaç hissettiği her şeyin, hemen karşılandığı çok özel bir dünyada yaşar 9 ay 10 gün boyunca. Burada hayatının hiçbir döneminde olmadığı kadar kısa bir sürede gelişir, ta ki gelişimine devam edeceği yeni dünyasına doğacağı gün gelene kadar. Her şey yolunda giderse, o günün geldiğine bile kendisi karar verir ve hayatının ilk yolculuğuna çıkar, anne ve babasına kavuşmak için…

Eğer yetişkin dünyasının ihtiyaçlarıyla bakarsak bebeğimize, onun, anne rahminde yaşadığı dünyasının hiç de kolay olmadığını düşünebiliriz. Ne de olsa 9 ay boyunca dar bir alanda, hareket imkânı kısıtlı ve karanlık içinde yaşamıştı. Ya da onu daha iyi anlamak için kendimizi onun yerine koyarız ve içine doğduğu dünyanın yeni yaşam koşullarına alışması için onu kucağımıza alırız, tenimizin sıcaklığıyla, hatırladığı anne kokusuyla ve sesimizin şefkatiyle sararız, yeni sınırlar çizeriz ona kendisini boşlukta hissetmemesi için… Daha önceki yaşamından getirdiği alışkanlıklarını gözeterek, onun yeni dâhil olduğu dünyasına yumuşak bir geçiş yapması için uğraşırız.

22 Mart 2015 Pazar

EĞİTİM DUYURUSU: HAMİLELİK PSİKOLOJİSİ VE BEBEK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

11 Nisan 2015 tarihinde, DBE - Davranış Bilimleri Enstitüsü'nde gerçekleşecek olan ilk eğitim seminerim (http://cocukvegenc.dbe.com.tr/tr-TR/Module/News.aspx?NewsID=691), hamilelikteki psikolojik yaşantılar ve bunun anne-bebek açısından önemi üzerine olacak. 

Hamilelik, sadece biyolojik ve hormonal değişimlerden ibaret değildir. Aynı zamanda hayatınla ilgili bir daha geri alamayacağın psikolojik açıdan dramatik değişimlerin yaşandığı kritik bir geçiş dönemidir. Anne adayının psikolojik takibini yapmak, hamilelik ve doğum sonrası depresyonunu engellemek açısından da son derece önemlidir.
Bu eğitim, bugüne kadar yapılan bilimsel çalışma sonuçlarına dayanarak, hamilelikteki stres yaşantılarının, bebek gelişimi ve anne-bebek ilişkisi üzerindeki etkileri hakkında anne-baba adaylarını bilgilendirmek ve farkındalık yaratmayı amaçlamaktadır.  

Uzun yıllar Almanya'da Heidelberg Üniversitesi'ne bağlı Psikiyatri Kliniği'nde yaptığım klinik ve akademik çalışmalara dayanarak hazırladığım bu eğitim semineri ile anne ve baba adayları, doğum öncesi yaşamın önemini ve hayat boyu süren etkilerini tanıma fırsatı bulacaklar. 

Eğitimin İçeriği:
·         Hamilelik boyunca anne-baba adayını bekleyen psikolojik değişimler nelerdir?
·         Doğum öncesi anne-bebek ilişkisi neden bu kadar önemli?
·         Hamileyken bebeğimle nasıl ilişki kurabilirim?
·         Doğmamış bir bebek hangi gelişim evrelerinden geçer?
·         Bir bebek doğmadan önce ne yaşar ve neden önce dokunma duyusu gelişir?
·         Anne rahminde bir bebek neler öğrenebilir?
·         Hamilelikte bebeğime gerçekten Mozart dinletmeli miyim?
·         Hamilelikteki alkol ve sigara kullanımının bebek üzerindeki etkileri nelerdir?
·         Hamilelikteki stres yaşantıları bebeğime nasıl geçer?
·         Hamileyken depresyonda olduğumu nasıl anlarım? (Kendini değerlendirme ölçeği)   
·         Hamilelik depresyonunda ilaçsız tedavi mümkün mü?
·         İmajinasyon tekniği ile gevşeme egzersizleri

Dr. Ayşe Bombacı
Uzm. Klinik Psikolog

1 Ocak 2015 Perşembe

HOŞGELDİN 2015


Çok güzel, çok sevdiğim ve hatta özleyeceğim çok özel bir yıl oldu 2014 benim için. Milan’ın İLK’leriyle dolu, “aile” olmanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmeye başladığım bir yıl…

Anladım ki, bu hayattaki en önemli şey senin kurduğun, emek verdiğin, sevginle sardığın ve en zor zamanlarında sığındığın ailenmiş.  İçine doğduğun insanları seçemiyorsun ve kabul etmeyi başarınca büyüyorsun kayıplar yaşadığında…

Daha yolun çok başındayım diyorsun, birlikte büyüyorsun her şeyden çok sevdiğin çocuğunla ve eşinle birlikte. Hatalar yapıyorsun, öğreniyorsun, deniyorsun senin için doğru olduğunu düşündüğün yolu bulana kadar. Kimi zaman etrafındaki sesleri kısman gerekiyor bunu yaparken, çünkü çoğu zaman içindeki ses söylüyor sana neyin seni gerçekten mutlu edeceğini…

Anne olmayı, eş olmayı ve en çokta kendin olmayı istiyorsun. Bazen bunu başarıyorsun, bazen de hepsini birbirine karıştırıyorsun. Sonra hatırlıyorsun, yalnız değilsin, yeni “anne dostlar” kazanıyorsun, eski dostlar çok kıymetli ama yine de en çok o anne dostların sözünde, yüzünde teselli buluyorsun. Bazen sadece onların seni anlayabildiğini düşünüyorsun. Onlarla kurduğun bağ “anne olmakla” ilgili çünkü. Herkesin unuttuğu, belki de bir daha hiç sormayacağı “doğum sancılarını” bile yine onlarla bir araya gelince hatırlıyorsun, gözyaşlarını paylaşıyorsun, yeniden yürek dolusu gülebilmek için birlikte… Onlar iyi ki varlar, iyi ki benim anne dostlarım oldular…

12 Kasım 2014 Çarşamba

Çocuğumuzla İletişimde Söylemememiz Gereken Cümleler 1: “Ama Bak Ağlarım Sonra”

Bir çocuğun sağlıklı ruhsal gelişimi için onunla kurulan iletişim çok önemli. Anne-baba ve çocuk arasındaki iletişim doğumdan önceki yaşam evresinde hamilelik döneminde başlar. Yeni doğan bir bebek anne ve babasının sesini tanır ve bu tanıdık, güven veren sese doğru yönelir. Bir ebeveyn içgüdüsel olarak bebeğiyle konuşurken yüksek sesle ve ona dokunarak, tane tane konuşur. Yüzünü, bebeğin kendisini algılayabileceği mesafede onun yüzüne yakın tutar (face-to-face situation) ve onunla evrensel olan melodik bir bebek dilinde (baby talk) iletişim kurar. Intuitive parenting (içgüdüsel ebeveynlik) denilen hassas bir yaklaşımla anne-baba, bebeğini tutarken, onunla konuşurken, bakımını yaparken kısacası onu severken, onun neye ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışarak davranır.

Birçok anne ve babada gözlenen ve bilimsel literatürde intuitive parenting denilen bu yaklaşım zamanla çocuk büyüdükçe ve onunla kurulan iletişimin niteliği değiştikçe körelmeye başlar. Aslında içgüdüsel olarak neyin doğru olduğunu biliyor olmamıza rağmen kimi zaman kendi çocukluk yaşantılarımızın etkisiyle, kimi zaman da toplum içinde sıkça duyduğumuz için bize normalmiş gibi gelen bazı “psikolojik açıdan hatalı cümleler” kurabiliriz çocuğumuzla konuşurken.

Bunlar arasında en sık duyduğum “Ama bak ağlarım, üzülürüm sonra” cümlesi. Örneğin çocuk artık yemeğini bitirsin diye ya da sizinle oynamaya devam etsin diye ya da size öpücük versin diye kullanılan bu “ama bak ağlarım sonra” cümlesi zararsız gibi gözükse de aslında çocuğumuza söylemememiz ve de söylenmesine izin vermememiz gereken bir cümledir. Ya da çocuğumuz ağlamasın diye birilerinin ona “Ama bak ağlama, annen üzülür sonra” demesi gibi.

Hangi durumda olursa olsun bu gibi cümlelerin her söylediğinde çocuğa verdiği mesaj aynıdır: Yaptığın ya da yapmadığın bir şeyden ötürü başkasını üzdüğün için kendini suçlu hisset ve bu suçluluk duygusuyla şimdi senden istenileni yap. Sen küçük bir çocuk olsan da senden büyük insanlar üzülmesin diye onların hissedebilecekleri olumsuz duyguların sorumluluğunu üstlen ve durumu düzelt. Bir nevi yetişkin ve çocuk arasındaki roller değişiyor sanki.

8 Kasım 2014 Cumartesi

Bebeğinizle Birlikte Aynı Odada Uyuyabilirsiniz!

Bebeğinizle birlikte aynı odada uyuduğunuz için, başka bir yazıda (http://www.hurriyetaile.com/yazarlar/goksu-telmac/cocugunuza-askim-demeyin_4961.html) belirtildiği gibi kimsenin ruh sağlığı tehlikeye girmez. Hatta bu sayede ABÖS, yani Ani Bebek Ölümü Sendromu'nu da önlemiş olursunuz. 

Bu alanda Almanya'da ve Amerika'da yapılan tüm bilimsel çalışma sonuçları göstermiştir ki, bebekler ilk bir yılda anne ve babasıyla aynı odada uyumalıdırlar. Mümkünse kendi kayrolarında ve mutlaka sırtüstü. Solunum sistemi daha yeni gelişmekte olan yenidoğan bir bebek için ailesinin düzenli işleyen solunum hareketleri, bebeğin nefes alıp vermesini de olumlu etkiler. Ayrıca yakınlık, yalnız olmadığını hissetmek, büyümekte olan bir çocuğa güven verir... Bu bağlamda doğumdan sonra mümkün olan en kısa sürede bebek ayrı odada yatırılmalıdır önerilerinin bilimsel sonuçlarla hiç bir alakası yoktur. 

Aile yatağı uygulaması Almanya'da ilk 2-3 yıl çok yaygın olan bir uygulamadır. Ve bu yüzden daha hiç bir bilimsel yayında çocukların ruhsal sağlığı olumsuz etkilenmiştir tespitine rastlanmamıştır ya da cinsel rol karmaşası yaşadıklarına...


Anne-babanın sigara içmesi, bebeğin karın üstü uykuya yatırılması ve aşırı sıcak uyku ortamı, ABÖS ile ilgili en büyük risk faktöreleri iken; bebeğin ayrı odada yalnız bırakılmaması ve de sırtüstü uyuma pozisyonu önleyici nedenlerdir.